Nereden başlasam bilemediğim bir haldeyim. Yalnızca yazmanın beni kurtaracağını düşünüyor, düşüncelerimden çok parmak uçlarımın beni yönlendirmesine izin veriyorum. 

Kah ağlaya kah güle düşe kalka geçirdiğim uzun bir dönemden sonra ancak cesaret toplayabildim. Yıkıldım, toparlandım. Tekrar yıkılıp tekrar ayağa kalktım ve tekrar tekrar..

Duygusal çöküntünün  ne olduğunun uzun zamandır farkındalığına varmadığım için nasıl başa çıkacağımı da bilmiyorum. Acı çekmeyi bilmiyormuşum meğer onu öğrendim öncelikle. Bana bunu öğretmemiş kimse bugüne kadar. Kaçmışım hep bir şekilde bu histen. Yaşayınca gerçekten acıtan cinstenmiş, bu yaşımda öğrendim.

Aptal saptal olarak nitelendirdiğim, insanlar yapıyor diye eleştirdiğim birçok şeyi yaptım bu dönemde. Kendime kızdım; önyargılı olmama, eleştirmeme, empati kuramamama. Ama farkına vardım, kabullendim. En önemlisi de öğrendim biraz da neleri yapıp neleri yapmamam gerektiğini, en azından bazılarını ucundan kenarından da olsa.

Her şeyi geçtim, farklı süreçler biraz da etrafımızdakileri biraz daha tanımamıza olanak sağlıyor bana kalırsa. Son zamanlarda ne kadar şansız olduğumu düşünmeye başlamış olsam da bir o kadar da şanslı olduğumu düşünüyorum. Ailem mesela, şu an dünyaları verseniz değişmem. Arkadaşlarım, canımın içleri... Her biri paha biçilemez. Bazen çok sinirlensem, kızsam hatta bazen arkalarından atıp tutsam da (ki hepsi için kendi içimden tekrar tekrar özür diliyorum onlardan) onları öyle çok seviyor, öyle paylaşamıyorum ki.. Ağladığımda, güldüğümde, saçmaladığımda, aptal aptal trip attığımda kısacası her anımda yanımda olan bu minnak insanlar, iyi ki iyi ki varlar.

Hazır yazmışken biraz da hayatımdan çıkmış bir insan hakkında birkaç şey yazmak istiyorum. Aslında, bu süreçleri yaşamama sebep olan insan. Klasik, değişmez. Teşekkür etmem gerek sanırım öncelikle birçok şeyin farkına varabilmemi sağladığı için. Öyle kızgın, öyle sinirli, öyle üzgündüm ki uzun süre kabullenemedim. Hala kabullenme aşamasındayım gerçi. Zormuş, bunu anladım. Özellikle de zor olan, her şeyin yalan olduğunu anladığınız anmış. Aynı şeylerin karşı taraf için özellikle yalnızca tekerrürden ibaret olduğunu anlayınca... Nasıl ki başkasından size gelmişse (kısa uzun süreç fark etmez), aynı şekilde sizden başkasına gidermiş, direkt, göz kırpmadan. Bu tarz insanlar kendilerinde suç aramaz asla, sizi suçlayıp dururlar, siz kendinizi sorgular durursunuz. 'Neden, neden?' diye sorup durursunuz kendi kendinize. Bir nedeni yokmuş, hata sizde de değilmiş, onlar sadece gidermiş. Sadece gidermiş. 

Ego mu diyeyim, sevmek nedir bilmemek mi diyeyim ne diyeyim bilemiyorum. Ama şunu biliyorum insanlar gidermiş. Yalandan ağlamak, yalandan kriz geçirmek, sizi suçlayıp durmak, haklı olmaya çalışmak, dramalar yaratmak, rollere girmek ve sonrasında gidip kendini başkasının kollarına atmak.. Neticede basit eylemler, doğurdukları sonuç ise siz hangi taraftaysanız ona bağlı değişir. Benim tarafımı söylememe gerek yok sanırım.

Yorumlar

Popüler Yayınlar